Mürekkep Kokulu Geveze Kitap

Cumhuriyet Kitap ekinde yayınlanan Mavisel Yener‘in Geveze Kitap hakkındaki yazısı.

Attilâ Şenkon’un, sonunda bunu yapacağı belliydi! Yıllar önce bir söyleşisinde “Güne başladığımda ‘Günaydın’ dediğim ilk kişi, tıraş olmak için aynanın karşısına geçtiğimde gözbebeklerimin içinden bana gülümseyen çocukluğumdur,”  diyen birinden ne beklerdiniz ki? Elbette Geveze bir kitap!

Yetişkinler için yazdığı öykü ve romanlardan sonra Attilâ Şenkon bu kez çocuk yazını alanında bir yapıtla okurunun karşısında. Geveze Kitap, okuma eylemi, yazar/okur/kitap ilişkisi hakkında düşündüren bir yapıt. Satırların arasında sandallar var, onlara binip açılacağız okyanusa, ama bu yolculuğun ne kadar süreceği okura bağlı. Kitabımız bizimle konuşmayı öylesine seviyor ki, ister istemez bu sohbete kulak kabartıyoruz. “Sayfalar dolusu bir yolculuk bekliyor bizi. Ne kadar süreceği sana bağlı. Acele etme, tadını çıkar. Ama bana dalıp derslerini aksatırsan bozuşuruz, ona göre. Beni tatilde okuyorsan, sakın arkadaşlarınla oynamayı da ihmal etme. Çünkü oyun, ekmek gibi, su gibi gerekli senin için. Paniğe kapılma, gün pek çok şeyi bir arada yapabileceğin kadar uzun. Yeter ki zamanını iyi değerlendirmeyi bil.”(s,11)

Geveze kitap okuruyla söyleşmekten çok hoşlanıyor. Resimleri de bu söyleşinin bir parçası. Deneyimli illüstratör Ferit Avcı’nın kitabı varsıllaştıran çizgileriyle ete kemiğe bürünmüş Geveze Kitap. O, adının önündeki sıfattan da hoşnut, “geveze” adını kendine pek yakıştırıyor; bir web sayfası bile var: www.gevezekitap.com. En çok da okumak ve okunmak üzerine konuşmaktan hoşlanıyor.  Başından geçenleri onu okuyanlarla paylaşıyor, çünkü aktarılmayan deneyimin değersiz olduğunu savunuyor. Geveze kitap, okuruyla ilk olarak nerede, nasıl karşılaştığını merak ediyor. Kitap ekinin “Okuma” köşesinde mi karşılaştınız ilk olarak, yoksa da birisi onu armağan ettiği için mi okuyorsunuz, kütüphanenin birinde karşılaşıp sırf güzel resimleri var diye mi onu yeğlediniz? Bunlar neyse de, en şanssız karşılaşma biçimi nedir dersiniz? “En kötüsü de ne biliyor musun? Belli bir süre içinde okunup özetimi çıkarman için öğretmenin tarafından zorla eline tutuşturulmuş olmam. İtiraf edeyim bu durumda kendimi çok çaresiz hissediyorum. Dilerim böyle dayatmaya dayalı bir birliktelik değildir bizimki.”(s, 13)

Kahramanımız Geveze Kitap çok iyi biliyor ki, sevdiğimiz insanlarla, konularla, mekânlarla sürekli ilgi ve bağlantı kurmak isteriz. Kurulan bu ilginin sıklığı ve yoğunluğu alışkanlıklarımızın derecesini belirler. Çocuk, kendisine uzatılan kitabı sevmemişse onunla ilgi kurmak istemez. “Sevmek”, alışkanlık edinmenin çocuktaki anahtar sözcüğüdür. Alışkanlıklarımızın kökeninde ve çocuğun duygusal gelişiminde sevginin rolü önemlidir. Sevmenin kaynağı seçmektir. Çocuğun okumayı alışkanlık haline getirememesinde, içselleştirememesinde kitap seçiminin rolü sanıldığından büyüktür. İşte bu nedenle Geveze Kitap diyor ki; “Seçimlerinizi kendiniz yapın! Beni kimsenin zoruyla okumayın! Sadece, istediğiniz, zevk aldığınız için dolaşın satırlarımda.”

Geveze Kitap, dayatmaya dayalı birliktelikler istemiyor ama okuru Serkan ile tanışması gülücüklerle, sevinçlerle dolu bir “merhaba” değil ne yazık ki. Serkan “Of ya… offf… Tatil mi yapacağız, kitap mı okuyacağız?” diye bağırarak onu çantasına tıkıverince Geveze Kitap neler duyumsamıştır dersiniz? Serkan’ın Türkçe öğretmeni yalnızca kitabın özetini istese iyi, bir de çalışma kâğıdı dağıtmış Geveze Kitap’la ilgili. “Bu soruları yanıtlayın” demiş. Serkan kitabı “mecburen” okuyacak. Oysa öğretmeni birkaç farklı kitap önererek aralarından ilgi duyduğu birini seçmesini isteseymiş ne güzel olurmuş. Aslında Serkan’ın tatilde tek isteği bilgisayar oyunlarıyla zaman geçirmek. Annesi de Türkçe dersinden aldığı kötü notu kitap okumamasına yorup duruyor, söyleniyor: “Sınırlı sözcüklerle konuşuyorsun. Kendini ifade ederken kolaya kaçıyor, atasözlerimiz ve deyimlerimizi neredeyse hiç kullanmıyorsun. Bir tek sen değil hepiniz böylesiniz.”(s, 24) Oyun CD’si bilgisayara yüklenmeyince, mecburen zamanını Geveze Kitap’la geçiren Serkan onunla dost olmayı başardı mı? Bunun yanıtı kitapta elbette.

Serkan’ın öyküsünün ardından, kitap oburu Hazal ile tanışıyoruz. Geveze Kitap, Hazal’la Ankara’daki, Mürekkep Kokusu Kitabevi’nin çocuk kitaplarına ayrılmış bölümünde karşılaşmış ilkin. Raflarda oturup okurları izlemek Geveze Kitap’a çok eğlenceli geliyor. Çocuk kitaplarının durduğu raflarla ilgili bir de yakınması var: “Keşke çocuk kitaplarının durduğu kitaplıkları tasarlayanlar buna özen gösterip rafları sizin boyunuza göre yapsalar.” (s,31)Hazal “anneee kendime göre bir kitap bulduummm…” diye bağırınca, üstelik öbür kitaplardan ayrı bir torbaya koyup kendi taşıyınca,  bizim tatlı Geveze nasıl sevinmiş, tahmin edersiniz. Hazal annesiyle birlikte bindiği yer altı treninde, arkadaşı Zehra’yla karşılaşana dek kitabını okumuş; sonra, Zehra’yla derin bir sohbete dalmışlar. Son durak gelince apar topar inivermişler, Geveze Kitap koltuğun üstünde kalakalmış. İlkin, kendini yapayalnız, çaresiz hissetmiş. Umudunu yitirmek üzereyken bir çocukla karşılaşmış. Çocuk onu sahibine ulaştırmak için güzel bir plan yapmış. Bu planı uygulayabilmek biraz paraya gereksinimi varmış. Parayı nasıl bulmuş, bu plan neymiş, söyleyip de serüvenin heyecanını kaçıracak değilim!

Hazal’ın öyküsünü soluksuz okuduktan sonra Efe’nin bizi beklediğini görüyoruz. Efe’nin, Geveze Kitap’la karşılaşması çok da eğlenceli olmamış. Kardeşi doğunca, “artık abi” oldun diyerek, oyuncak yerine kitap almaları onu çileden çıkartmış. Peter Pan’ı tanısaymış böyle olur muymuş?

Eski bir apartmanın rutubet kokan alt katındaki yoksul aileye de konuk gitmiş Geveze Kitap. Bu ailenin kızı Gülnaz, oyuncak bebeği Fadik’le tanıştırmış kitabını. Kütüphaneden ödünç aldığı için iki hafta kalabilecekmiş orada. “Ne yazık ki okuyup bitirdikten sonra geri götürmem gerekiyor. Olsun, on beş gün oldukça uzun bir süre, öyle değil mi? Tadını çıkara çıkara okur, her satırını ezberlerim geri vermeden önce.”(s,74) Gülnaz kitabını yüksek sesle okuyormuş Fadik’e. Onu okula götürüp arkadaşlarına da gösterecekmiş ama Hazal’ın başına gelenler bölümünü okuyunca bundan vazgeçmiş. Geveze Kitap’ı kaybedersem ne yaparım, diye düşünmüş. Ayrılık günü gelip çattığında üzülmüş ama elden bir şey gelmezmiş, onu kütüphaneye geri vermiş. O günden sonra ne çok kitap okumuş bir bilseniz. Anlaşılan, Gülnaz’ın tercihi klasiklerden yanaymış. “Beni teslim ettiği gün aldığı Peter Pan’ı iki hafta sonra geri getirdi. Ardından da çocuk edebiyatının klasikleşmiş öbür kitaplarını peş peşe okudu.”(s, 81) Gülnaz öyle çok kitap okumuş ki, bir yıl içinde kütüphaneyi en çok kullanan on kişi arasına girmiş. Armağanı neymiş dersiniz?

Okuma bayramı yaklaşmasına karşın okumayı hâlâ sökemeyen telaşlı, şaşkın Barkın’ın Geveze Kitap’la nasıl tanıştığını öğrenirken kahkahalarımız yayılacak sonsuzluğa… “Ama korkumu yendim. Harflerden, hecelerden, sözcüklerden, cümlelerden, yani kısacası okumaktan korkmuyorum artık,”diyecek Barkın bize. Mürekkep korkusunu yendiğini itiraf edecek.

Geveze Kitap ‘ı okuma üzerine denemeler kitabı olarak da değerlendirebiliriz. Attilâ Şenkon ilk çocuk kitabında kendiyle ilgili ipuçları veriyor; kısa süreliğine de olsa Geveze Kitap’ı evine konuk ediyor. Şenkon’un oğlu Ata da yerini alıyor bu satırlarda. “Girdiğim evlerde, yüreğindeki çocuğu korumayı bilmiş öyle çok yetişkin gördüm ki. Bu evlerden birinde, ev halkının ortaklaşa kullandığı çalışma odasındaki kitaplıkta yan yana dizili onlarca Peter Pan ile karşılaşmış, kitapların Ata’ya ait olduğunu düşünmüştüm elbette.”(s, 60) Attilâ Şenkon farklı dillerdeki Peter Pan çevirilerini toplar gerçekten de, bu merakını kitabında dile getirerek Peter Pan okumaları için çocukları heveslendiriyor. “Kitabı okuduğu günden itibaren Peter Pan’ı kendine örnek almış olan Ata’nın babası, çocuk kalmayı başarabilmiş yetişkinlerdendi. Oğlunun arabaları ile oynuyor, çizgi film izlemeyi seviyor, en önemlisi de küçük şeylerden mutluluk duymayı biliyordu.” (s, 61) Yazarı tanımayanlar söz edilen kişinin kim olduğunu belki hiç öğrenemeyecek, ama tanıyanlar için hoş bir sürpriz olacak.  Şenkon’un kitaba gizlediği bir başka şey daha var: Mürekkep Kokusu. Niçin kitapta bu isim sıklıkla geçiyor? Bunu ben söylemeyeceğim, Geveze Kitap’ı okuyan minik dedektifler bulsun bu sorunun yanıtını…

Tatil ödevi olduğu için Geveze Kitap’tan ilk başta nefret eden Serkan, onu yer altı treninde unutan Hazal, dedesinin armağanını yanlış anlayıp çocukluğunun bittiğine üzülen Efe, kütüphanenin ödünç kitaplarıyla hayatını değiştirmeyi başaran Gülnaz ve okuma bayramında bol alkış alan Barkın’ın öykülerini okumak keyifliydi. Kitabın sonuna geldim ama büyük bir eksik var. Geveze Kitap benimle olan tanışmasını almamış sayfalarına. Olur mu hiç, diye üzülürken, bir de baktım bana sesleniyor: “Seni de en az onlar kadar sevdiğimi bilmelisin. Biz kitaplar okundukça mutlu olur, okurlarımızla çoğalırız. Beni mutlu ettiğin, varlığınla çoğalttığın için teşekkürler. Her çocuk okuyup bitirdiğinde kendi öyküsünü katar bana. Onunla birlikte yaşadığımız serüven de sayfalarıma eklenir. Geveze Kitap’ın bir sonraki basımında kendini kitabın kahramanlarından biri olarak görürsen sakın şaşırma!”(s, 91)

Kitaplığımıza hoş geldin Geveze Kitap. Laf lafı açsın, öykü öyküye eklensin, senin ve okurlarının yolu aydın olsun.

Mavisel Yener

Bu yazı Yazılar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Mürekkep Kokulu Geveze Kitap için 1 cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.